27 Haziran 2020 Cumartesi

Çend hevok


- Hemû tişt, ji hevokên romana "Pehnîya Hesin" a Jack Londonî dest pê kir... Ne tenê hêvî û xewneke ye, rengê rûyê rastînê; cejn û biharên bêdawî yên Bihuştê ne û di çavên sibeyê de vedibe û şîn tê...

- Nivîskarê ciwan di lênivîska xwe ya spî de wiha nivîsîbû; bihar jî û cejnên Bihuştê jî, di rengên çavên wê de veşarî ye... Di rengê çavên wê de Bihêşt hebû...

- Li seranserê cîhanê wekî erdnîgariya xwezayê û gerdûnê tu gel jî homojen nînin û heterojen in. Her mirov û derdorên gelên cîhanê ji fikr, raman û hestên cuda ve pêk tên û bi demê re li gorî şert û mercên jiyanê teşe digrin û diguherin. Ji ber vê li erdnîgariya cîhanê tu kes nikare heman tiştî bifikire, hîs bike û biramîne. Ev rastîneke asayî û xwezayî ye. Ji ber vê jî nêrineke pragmatîst; çewtî, xeletî û nakokîyan tîne û derewên bêsînor û dor bi dor mezin dike...

- Kesên ku di fanosa cîhana ferazî de dijîn hene, mirovan bi awayekî bêwate û vik û vala şîrove û rexne dikin, derewên bêsînor û dor bi dor dibêjin û van dixwazim mirovên qenc, û fikr û ramanên xweş lekedar bikin. Van kesên nezan, bipêşdaraz, nexweşbîn û bêwicdan ên ku di fanosa cîhana ferazî de dijîn, wekî kelpezî (margîse), rengên xwe li gor germa bayê diguherînin û ber bi berjewendiyên xwe ve diçin, van dixwazin tenê popûler bibin, û ango çi têkilî û eleqeyên wan bi ziman, çand, huner û jiyanê tune ye, û xwe mamoste, zana û rewşenbîr dihesibînin, û lê haya van ji dinyayê tune ye.. - Replîkeke di fîlmê "Birdman"ê de heye û dibêje; "Tiştek çi be ew e, ne yên ku di derbarê wê de hatine gotin..."

- Ramangêr û wêjekarê navdar ê Amerîkî Thomas Stearns Eliot wiha gotibû; "Hin caran axaftina heman zimanî têrî nake, yek jî divê mirov li heman cihê têbigihe.." - Rast e, yek jî; Hin caran peyvên zimanekî, bi ruha dil û rastîna wî zimanî re napeyive û dûrî gelê ye û jê qutbûyî ye.

....

Tüm varlığı kalbiydi Martin Eden'in, insanlar için çarpan umudu adım adım aydınlattı paslanmış geceyi.. Yolda oldu, sis tutmuş yolu değiştirdi ve yanılgılar yaratan rivayetleri savurdu.. Dilin sözcükleri sadece bir araçtı gerçeğin rengini anlatmak için dünyanın en güzel ezgilerini söyledi emeğin yüreğinden, aşkın ve sevginin gözlerinde büyür gerçek.. Bir bahar var onların renginde  ufkun sınırlarında açan, bir gecenin sabaha en yakın anı gibi, yepyeni ve sonsuz açan buğday tanelerinin sevincinde.. Bir çift gözün rengidir gerçek bahar, bir düşün bembeyazlığında yeşerecek..

İyiligin alfebesi ile yazılmayan dizeler eksiktir, yanlıştır ve zamanın akışında kaybolurlar... (08.06.2020)
#JackLondon #MartinEden


Nivîs: Rûmet Med

* Hin hevokan / Meha Hezîranê

Ji bo bihîstinê divê mirov guhdarî bike.

Ji bo hînbûn, famkirin û hundirîkirinê divê mirov bixwîne û vebikole. 

Tarîya pêşdarazî, nexweşbînî û dilxirabî bi tenê bi vî awayî ji holê radibe. Peyv û newayên xweşikahîyê; germ û ronîya bihara xwe tîne.. (25.03.2023)

Ruhsuz çağın durdurak bilmeyen, zamanı yoran ve yabancılaştırıcı hızına ve bilgisizlik yayan algı kapılarına karşı sadece ruhu dinlendiren, arındıran ve güçlendiren renkler, cümleler ve sesler baharın aydınlığını yeşertebilir.. (26.03.2023)

Hin caran peyvên hevokekê,

Hin caran awazên newayekê,

Hin caran bi tenê rengên dîmenekê

tarî û bêrengîya pêşdarazîyê dişkînin.. 

Hêzên huner û zanistê ew qas kûr in ku ji bo dil û ruhên mirovan biharên biheştê tînin.. Wê demê; ronî û germahî dor bi dor  mezin dibin û vedibin.. (26.03.2023)



Pêşniyara muzîkan: Ji fîlmê “From Dusk till Dawn”

Nivîs: Rûmet Med

Di replîkeke fîlmê "Once Upon A Time In Mexico" yê derhênerê navdar Robert Rodriguezî de dibêje ku, "Muzîk xwerû ye, ji dilê mirovê tê.. Ku ruh xwerû be, muzîk azadane diherike..."

Bi rastî newayên muzîkan; ruh û canê jiyanê û rengê dilê çandê ne. Ji bo hunera sînemayê jî muzîk, wekî dîmen û dîyalogan gelek girîng e û wê dibe giyan û hilma rûyê fîlman.

Ez jî muzîkeke fîlmê "From Dusk till Dawn"ê pêşniyarî li temaşevanên sînemayê û guhdarên muzîkan dikim ku newayên wê wekî rengê biharê şîn tê. Strana "After Dark" ji aliyê koma muzîkê ya Tito & Tarantula ve hatiye bestekirin û gotin ku di herikîna "From Dusk till Dawn"ê de jî hate bikaranîn.

Fîlmê "From Dusk till Dawn" (1996) ku ji aliyê derhênerê navdar Robert Rodriguez ve hatiye kişandin, qala çîroka rêwîtiya birayên Geckoyî dike û mijara wê li Texasê diqewime. Senaryoya fîlmê Quentin Tarantino, Robert Kurtzman bi hev re nivîsandine û di nava fîlmê de lîstikvan û derhênerê wekî; George Clooney, Quentin Tarantino, Salma Hayek, Danny Trejo û Harvey Keitelî jî lîstine.

Sînemaya Serbixwe - www.sinemayaserbixwe.com

Toplumsal bellek ve hafızanın gözünden gerçeğin umudunun sesi: Kaygı


“Geçmiş mutlaka geri döner...”

“Eğer algı kapıları temizlenseydi her şey insana, olduğu gibi görünürdü, sonsuz...” - William Blake

Toplumsal bellek ve hafıza disiplinleri, geçmişten bu yana ve günümüzde giderek daha fazla üzerine araştırmalar yapılan, bilimsel makaleler yazılan ve sinemadan psikolojiye, edebiyattan sanatın ve hayatın bir çok alanına değin yansımaları oluşan ve her geçen gün kendini daha çok hissetirip unutturmaya ve unutturulmaya karşı büyük bir karşı ses olarak tezahür eden bir noktada duruyor.

Toplumsal bellek ile hafıza; hayatın her alanı ile iç içedir, yan yanadır. İnsanın, doğanın bir bütün olarak hayatın ruhudur. Toplumların ve özelde bireylerin nasıl bir kültürel yapıdan nasıl bir sürece evrildiklerinin diyaklektik olarak ve bilimsel göstergesidir. Sis perdesini aralayıp hayattaki bütün can yakıcı meselelerin anahtarı ve aynı zamanda bir turnusol kağıdı gibidir.

Yeryüzünde geçmişten günümüze kadar yaşanan ve devam eden sancılı süreçlerin sonucunda ortaya çıkan acılardan taraf bakıp, acılara sebep olan karanlığın bataklığının aynı olduğunu hatırlatan bir atmosferde ve biçimde sesleniyor genç kadın yönetmen Ceylan Özgün Özçelik’in “Kaygı” (Inflame) filmi dolaysız kelimelerle. Dünyayı sarıp sarmalayan meselelerin can alıcı noktasından yakalayan yönetmen, zayıflayan empati ve vicdan duygusunu uyandırmaya ve unutturmaya karşı farkındalığa varmayı sağlamada hayatın gerçek yaşanmışlıklarından yola çıkıyor. Günlük yaşamının durdurak bilmeyen hızının ortasında unutturulmaya çalışılanların, toplumsal bellek yitimleri ve travmalar ile bireysel olan tüm bellek yitimlerinin nedenlerini sorguluyor ve aralarında nasıl bir ilişki olduğunu sinema dili ile anlatıyor.


Eski bir medya çalışanının gözünden her gün tekrarlan rüyaların da etkisi ile farkına varış, gerçeğe ulaşma ve gerçeği gösterme isteğini, psikolojik-gerilimli bir atmosfer kurarak hayatın içinden metaforlarla anlatan yönetmen, zamanın ruhsuz renksizliğine karşı günışığı dolu bir beyaz pencere açıyor. Uzun yıllar kendisi de medyanın bir çok alanında çalışmış olan Ceylan Özgün Özçelik 2017 yılında çektiği ilk uzun metrajlı filmi olan “Kaygı” da başyapıtlarını çeken bir yönetmenin ustalığı ile sesleniyor.

Anılardan silinmeye çalışılanlardan, arşivlerin birden kaybolduğu bir iklime, bir kuşak geçtikten sonra unutulmaya yüz tutan müziklerin sözleri ve baskısı yapılmayan kitaplardan, günümüzde durdurak bilmeyen bilgi akışının, eksik bilginin yanıltıcı olarak yeni medya araçlarının etkisi ile insan algısını nasıl şekillendirebileceğine ve duyarsızlaşma olgusunun boyutlarına değin bir çok durumu farklı bir açıdan anlatan yönetmen Özçelik, geçmişin ve özellikle yakın geçmişin belleğinin izlerinin kaybolup gitmesine izin vermiyor. Unutturma süreçlerinin günümüz teknolojik durumunun da etkisi ile nasıl bir hale büründüğünü metaforik ögelerle beyaz perdeye yansıtan yönetmen, gerçeğin sonsuza kadar bir sır olarak kalmayacağını kendine özgün bir dil ile konu ve atmosferde aktarıyor.

Kaygı filmi hayatın coğrafyasını saran endişe halinin dışa vurumu olarak unutturmaya çalışanlara karşı esen ters bir rüzgar gibi yol alıyor. Büyük şair ve tiyatro yazarı William Shakespeare’nin, “Cinayet yerin bütün toprağıyla örtülse yine kendini belli eder” ve “Cinayetin dili yok ama konuşacak” şeklinde ifade ettiği cümlelerin uyandırdığı gerçeği ve anlamı hayatın içinden yaşananlara, çağrışımlar ile ses ve görüntü efektleriyle yakın geçmişe ışık tutarak bakıyor. Gerçeğin, geçmişte yaşananların üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin bir gün açığa çıkacağını hatırlatıyor.

Kuşkusuz film üzerine bir çok şey söylenebilir ve yazılabilir. Üzerinden yüzyıllar geçmiş bir şiirin sözcükleri ya da bir müziğin ezgileri gibi güncelliğini her zaman koruyacak olan “Kaygı” filmi, dünya prömiyerini Uluslararası Berlin Film Festivali Panorama Special seçkisi bölümünde yaparak South by Southwest (SXSW) Film Festivali’nden “Luna Gamechanger” ödülünü kazanıp bir çok Uluslararası Film Festivali programı kapsamında gösterildi ve haftalarca vizyonda sinema seyircisi ile buluştu.

Rûmet Onur Kaya

(04.11.2017 - 26.02.2020 (düzenleme)

*Bu yazı 07.03.2020 tarihinde Buğday Tanesi Blog'da yayınlanmıştır.

Fransız Sineması'nın Ölümsüz Yönetmeni Agnès Varda'nın Dikkat Çeken 10 Filmi..


Dünyaca ünlü yönetmen, senarist ve fotoğraf sanatçısı Agnès Varda, Fransa “Yeni Dalga” sinemasının öncü yönetmenlerinden birisidir. Feminist düşüncenin sinemadaki temsilcilerinden Agnès Varda çektiği onlarca değerli film ve belgesel ile sinema tarihinde ve sinema severlerin yüreklerinde ölümsüz bir yer edindi.
Fransa sinemasında Yeni Dalga akımının Babaannesi olarak nitelendirilen Agnés Varda 2019 yılının Mart ayında yaşamını yitirdi. Sinema ve sanat yaşamında Uzun Metraj, Belgesel, Kısafilmler olmak üzere 50’den fazla film çeken özgürlükçü ve yenilikçi yönetmen Varda, ilk filmi olan “La Pointe-Courte” (1954), 26 yaşındayken çekti ve yönetmenin filmleri Cannes, Venedik ve Berlin Film Festivalleri başta olmak üzere bir çok Ulusal ve Uluslararası film festivalinde gösterildi ve ödüller aldı. Ünlü yönetmen Agnès Varda filmlerinde kadınların hayatları ve sorunları ile toplumun durumu ve şartları üzerinde durdu. Emekçi insanların yaşamlarını beyaz berdeye yansıtan Varda çektiği filmler ile insanlık için bir ses ve soluk oldu ve dünya sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden birisi olarak ölümsüzleşti.
Ben ilk defa 10 sene önce, büyük yönetmen Agnès Varda’nın bazı filmlerini izlemiştim ve ele aldığı konu, duygu ve düşünceleri ile yönetmen benliğimde ve hafızamda büyük ve anlamlı etkiler bıraktı. Yarattığı sinemasal ile film cümlelerininin anlamları ve görüntülerin renkleri duru bir nehirin suları gibi akıyor. Hiç kuşkusuz yönetmen ve senarist Agnès Varda’nın bütün filmleri çok önemli ve anlamlılar, renklerinin ışığı ile dünyayı aydınlatmaya devam edecekler.

Dünyaca ünlü yönetmen Agnès Varda’nın 10 filmi listesi çekim yıllarına göre sıralandı ve yorumlandı.
Yönetmenin26 yaşında çektiği ve ilk filmi olan “La Pointe Courte” (1954) konusu bir balıkçı kasabasında geçiyor ve iki hikayeyi anlatıyor. Filmin İlk hikayesi kasabanın günlük hayatı üzerinden şekilleniyor ve ikinci hikayesi ise genç bir kadın ve erkeğin hayat ile ilgili duygu ve düşüncelerini ele alıp izleyicilerini hayatın doğasında güzel, gerçek ve huzurlu bir yolculuğa çıkarıyor. Sinema tarihinin klasiklerinden birisi olan “La Pointe Courte” konu ve görüntü olarak önemli ve dikkat çekici bir yapım.
“La Pointe Courte” (1954) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
Kentin sokakları ve zamanda dakikalarının aynası ve gölgeleri... Hayatın akışının yüreğinde farkına varışın hikayesi...
Genç şarkıcı olan Cléo Victorie bir hastalık şüphesiyle hastanede bazı testler yaptırır ve sonuçlarını beklemektedir. Tam o sırada içinden Paris sokaklarını dolaşmak gelir ve şehirde kısa ve dopdolu bir yolculuğa çıkar. “Cléo de 5 à 7”, genç şarkıcının 2 saatini konu alıyor ve zamanın geri dönmeyen akışında farkına varmanın sözcüklerini ve ezgilerinin hikayesini anlatıyor... Fransız “Yeni Dalga” akımının en özgün örneklerinden biri olan film, Cannes Film Festivali programı başta olmak üzere bir çok festivalinde sinema seyircisi ile buluştu.
“Cléo de 5 à 7” (Cleo From 5 to 7, 1962) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
Yönetmen Agnès Varda “Le Bonheur” isimli dram türündeki filminde bir evliliğin hikayesine odaklanıp bağlılık ve sadakat olguları üzerinde duruyor. Fransız “Yeni Dalga” sinemasının en iyi örneklerinden birisi olan olan “Le Bonheur” 15. Berlin Film Festivalinde 2 ödül kazanmıştı.
“La Bonheur” (Happiness, 1965) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
 “Les Creutars” filmi, Edgar isimli bir yazar ve eşi Mylène’nin hikayesini konu ediniyor. Bir trafik kazası sonrası yazar ile eşi araçtan yaralı olarak kurtulurlar ve iyileşmek için Fransadaki bir adada kalırlar. Yazar kısa bir sürede yaralarından kurtulur ve sonra yeni romanı için adadaki yerli halktan ilham alır. Ancak yazarın eşi trafik kazası sonucunda sesini kaybetmiştir ve kendisini sadece yazılı olarak ifade edebilmektedir.
“Les Créatures” (The Creatures, 1966) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
Agnès Varda “Daguerréotypes” belgesel filminin konusu Fransa’nın başkenti Paris şehrinin küçük dükkanlarının yer aldığı Daguerre sokağında geçmektedir ve emekçi insanların günlük yaşamlarını anlatmaktadır. Agnès Varda “Daguerréotypes” filmini Fransalı kimyager, sanatçı ve fotoğraf sanatının öncüsü Louis-Jacques-Mandé Daguerre’nın anısına çekmiştir.
“Daguerréotypes” (1976) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
 “L’une Chante, L’autre Pas” filminde iki kadının yaşamı ve karşılaşmaları sonucunda yaşananlara odaklanan yönetmen Agnès Varda, daha iyi bir dünya için kadınların mücadele çabalarını beyaz perdeye aktarır. Dostluğun ve yardımlaşmanın hikayesi olan film, kendini şarkıların ezgilerinde ve sözcüklerde açığa vurur. “L’une Chante, L’autre Pas” 1977 yılında Toarmina Film Festivalinde ödül almıştı.
“L’une Chante, L’autre Pas” (One Sings The Other Doesn’t, 1977) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
Özgürlüğün ve yolun nefesi... Yaraların sancılarının rengi ve hayatın çığlığı...
Bir yolculuk filmi olan “Sans Toit Ni Loi”in hikayesi genç bir kadının hayatını ve yaşadıklarını konu alıyor. Özgürlük, yalnızlık temaları ile hayatın acıları üzerinde duran film hayatın akışının yarattığı acılara karşı hayati ve içten bir çığlık oluyor... “Sans Toit Ni Loi” filmi Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü almıştı.
“Sans Toit Ni Loi”(Vagabond, 1985) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
Toplayıcılık, insanlık tarihinde ve doğa’da, hayatın gelişimi ve insanlığın ilerleyişinde belirleyici ve yaşamsal etkiler bırakmıştır. Yönetmen Agnès Varda “Les Glaneurs Et La Glaneuse” isimli belgesel filminde Toplayıcılık olgusu ve kavramı üzerinde duruyor ve seyirciyi hayatın doğasında uzun bir yolculuğa çıkarıyor. “Toplayıcılar” filmi sinema seyircisi ve sinema çevreleri tarafından çok beğenildi.
“Les Glaneurs Et La Glaneuse” (The Gleaners And I, 2000) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
“Sinema Seni Seviyorum...”
Özgeçmiş niteliğinde olan “Agnès’in Plajları” belgesel filmi Fransız “Yeni Dalga” Sinemasının öncü yönetmenlerinden olan Agnès Varda’nın hayatından bölümleri alegorik olarak anlatıyor. Agnès Varda’nın filmleri, fotoğrafları ve söyleşileri üzerinden ölümsüz yönetmenin hayatı ile sinema yolculuğuna ışık tutuyor.
“Les Plages of Agnès” (The Beaches of Agnès, 2008) / Yönetmen ve Senaryo: Agnès Varda
Anıların yüreğinin rengi ve dostluk ile renki bir yolculuk... “Faces Places” isimli belgesel film ünlü yönetmen ve fotoğrafçı Agnès Varda ile fotoğraf sanatçısı JR’nin yolculuklarını konu alıyor. Belgesel filminin hikayesi bir çok bölgede geçiyor ve insan hikayeleri ile fotoğraflardan oluşuyor.
“Faces Places” (Visages Villages, 2017) / Yönetmen: Agnès Varda, JR ve Senaryo: Agnès Varda, JR

Yönetmen Agnès Varda’nın Filmografisi: https://www.imdb.com/name/nm0889513
Hazırlayan ve yazan: Rûmet Onur Kaya
(2019 yılı Nisan ayında Kürtçe olarak yayınlanan yazı, yazar tarafından Türkçeye çevrildi.)